Yeşil boğumlu sevimli bir tırtıl varmış bir ağacın en güzel yaprağında. Yaprak yemeyi çok seviyormuş. Tırtıl Ponki’nin konağı çok yıllanmış, kalın gövdeli sık yapraklı dut ağacıymış. Bahçede bir sürü dut ağacı varmış ama Ponki en çok bu ağacı seviyormuş çünkü yaprakları hem daha büyük hem de daha suluymuş. Meyveleri de daha lezzetliymiş.

İnsanlar, dutlar olgunlaştıkça ağaçları sallayıp düşen dutlarla pekmez yaparlarmış. Bir de tırtılların kelebek olmak için ördükleri kozalaklardan ipek elde ederlermiş. Elde ettikleri ipeklerle de kıyafet dikip giyinirlermiş. Ponki ve tırtıl arkadaşları çok mutlularmış. Hem kendileri hem de insanlar için çok yararlı olduklarını biliyorlarmış. Tırtıllıktan kelebekliğe uzun bir serüvenleri varmış. Önce kelebeklerin bıraktığı yumurtalardan tırtıl olarak doğuyor, sonra kozalarında kelebek olup yazı geçiriyor en sonunda da ertesi sene için her yere yumurta bırakıyorlarmış. Döngüleri her sene böyle devam ediyormuş.

Bizim Ponki de yumurtasından çıktıktan sonra ağacın yapraklarından bol bol beslenmiş, rahat edebileceği geniş bir yaprak bulunca üstünde güneşlenmiş. Yaprağın altında serinlemiş. Keyfi pek çok yerindeymiş…
Bir sabah Ponki, yaprakları kıtır kıtır yiyormuş. Bahçe sahipleri bahçeye yine dut sallamaya gelmişler. Ponki insanların geldiğinin farkında değilmiş. Ağaçların diplerine örtüler sermişler önce, sonra teker teker dut ağaçlarını sallamışlar. Olgunlaşan dutlar dökülmüş. Bütün dut ağaçları sallanmış sıra bizim Tırtıl Ponki’nin ağacını sallamaya gelmiş. O sırada Ponki yaprağını yemiş, güneşleniyor bir yandan da kürdanla dişlerini temizliyormuş. Çok yemiş yine, az sonra da midesini ovmaya başlamış. Birden olanlar olmuş. Ağaç hızla sallanmış, Ponki daha ne olduğunu anlamadan dut yağmuruyla birlikte örtünün üzerine düşüvermiş. Ağaçtan düşerken yolda bir duta sarılmış da yere düştüğünde bir şey olmamış. Sarılmasaymış kemikleri kırılabilirmiş. Ponki çok korkmuş, korkusundan hıçkırık tutmuş. Kafasını kaldırmış ve bir bakmış ki insanlar gayretle örtüleri topluyor, içindeki dutları güzelce temizleyip kovalara koyuyor ve oradan isli bir kazana boşaltıyorlar. Ponki, tırtıl arkadaşlarıyla yapmış olduğu sohbetlerden pekmezin yapılış hikayesini bildiği için iyice telaşlanmış. Az sonra kaynamaya hiç niyeti yokmuş. Çünkü daha kelebek olacak, yakınlardaki kelebek tarlasına uçup arkadaşlarıyla buluşacakmış. Yani daha yapacak çok işi varmış. Ponki, yemek yemeğe çok düşkünmüş öyle ki ağaçtan düşerken bile çok acıkmış. Örtüden bir an önce çıkabilirse yapraklarına kavuşacakmış. Hıçkırığı hala devam ediyormuş, aldırmamış büyük örtüden dutları eze eze geçmeye çalışmış tam kendini boşa atacakken hop yuvarlanmış bir daha örtünün ortasına.

İnsanlar dutları ve Ponki’yi önce kovaya sonra kazana boşaltmışlar. Tam da o sırada isli kazanın altını yakmak için odun getirenler olmuş. Ponki kurtulmalıymış ama hıçkırık kazanın içinden çıkmasına engel oluyormuş her defasında. Ponki defalarca denemiş kazandan çıkmayı en sonunda başarmış. Kazanın ağız kısmına gelmiş. Nasıl ineceğim diye düşünürken hıçkırmış. Hıçkırınca da ayakları kaymış. Kazanın sırtından yuvarlana yuvarlana yere düşmüş. Hızlıca uzaklaşmış oradan, geriye bakınca kazanın altında dev alevler yandığını görmüş. Neyse ki kurtuldum deyip sevinmiş. Çok yorulmuş, çok acıkmış, bir an önce bir yaprak bulup yese iyiymiş çünkü midesi açlıktan sırtına yapışmış. Bu hareketlilik onun için çok fazlaymış. İlerlemiş ilerlemiş ağacın dibine varmış. Vardığında ağacın dibinde bir kız çocuğu oturuyormuş. Pek sevimli bir kız diye düşünmüş Ponki. O sırada kız, resim defterine resim yapıyormuş. Ponki ağacın gövdesinden yukarılara doğru tırmanışa geçmiş, hıçkırığı hala devam ediyormuş.

Birden çok güçlü bir hıçkırık gelmiş ve kendini resim defterinin ortasında bulmuş. Sayfada çok enteresan bir şekil oluşturmuş. Küçük kız defterinin ortasına düşen simsiyah küçük şeyin ne olduğuna anlam veremeyip çok korkmuş. Neyse ki bunun küçük bir tırtıl olduğunu kısa sürede anlamış ve onu eline almış. Tırtılın gövdesindeki isler küçük kızın elinde leke oluşturmuş. Simsiyah görüntüsü çok sevimli görünmesini sağlamış.

Daha önce çok tırtıl görmesine rağmen hiç siyah tırtıl görmeyen küçük kız minik parmaklarıyla tırtılı sevmiş. Bu masaj Tırtıl Ponki’nin çok hoşuna gitse de çok acıktığı için kızın elinden kurtulmak istiyormuş. Daha bir dünya yolu varmış bu minik elden ağacın en güzel yaprağına kadar. Oysa küçük kızın onu bırakmaya hiç niyeti yokmuş. En azından yeni boyalarımla şu siyah tırtılı biraz boyamalıyım diye düşünmüş. Çok hızlı bir şekilde fırçasını önce mavi, sonra kırmızı, ardından yeşil ve bir çok renge daha daldırıp tırtılı renkli bir tuvale çevirmiş. Ponki gökkuşağı gibi olmuş. Ağırlık çökmüş üstüne. Nasıl kurtulacağım diye endişe ederken küçük kız Ponki’yi ağacın dallarının arasına bırakmış. Ponki hızlıca yol almış. Gövdesinin çok ağır gelmesine rağmen açlığı daha baskın gelmiş. Ulaşacağı noktaya varıp en güzel yaprağı yemiş. Yaşadığı onca telaş vücudunu yorgun düşürmüş, gözleri kapanmış ve derin bir uykuya dalmış. Uyandığında tırtıl arkadaşlarını etrafında görünce çok şaşırmış. Onlar Ponki’yi tanıyamamışlar. Ponki’nin yerinde süslü bir tırtıl varmış. Hepsi çok şaşkın Ponki’yi bir o tarafa bir bu tarafa yuvarlamışlar. Ponki’nin nasıl göründüğü hakkında hiçbir fikri olmadığı için arkadaşlarına kendisini tanıtması oldukça zor olmuş. Başından geçenleri anlattığında arkadaşları Ponki’nin başından geçenlere üzülmüş olsalar da onun yeni renklerini çok sevmişler. Ponki’den kendilerini de böyle renklere boyamasını istemişler.
-Üzgünüm benim böyle bir yeteneğim yok. Tesadüfen boyandım. Hem siz böyle çok daha güzelsiniz sevgili arkadaşlarım.
Dese de arkadaşları Ponki’ye kırılmışlar. Ponki’yle uzun bir süre konuşmamışlar. Süslü tırtıl diye anıyorlarmış aralarında. Üstelik hiçbir oyunlarına Ponki’yi almıyorlarmış. Ponki, keşke renkli olmasaydım ama arkadaşlarım benimle konuşsaydı diye dertlenmiş. Artık yemek, içmek Ponki’ye hiç hoş gelmiyormuş.

Derken döngü mevsimi yaklaşmış. Bütün tırtıllar kendi kozalaklarını örmeye başlamışlar. Ponki’de örmüş. Bütün kozalakların bittiği gün tırtıllar koza bayramı yapıp şenlikler düzenlemişler. Ponki, kendini tırtıllar arasında renkli fakat yalnız hissediyormuş. Koza bayramında bütün tırtıllar tek tek söz alıp kelebek yemini etmişler. Bu renkli bayram, renkli ve yalnız Ponki’ye hiç hoş gelmemiş. Mikrofon Ponki’ye geçtiğinde “Keşke renklerim hiç olmasaydı da arkadaş kalabilseydik.” demiş.

Bütün tırtıllar, Ponki’nin çok üzgün olduğunu o gün anlamışlar. Fakat utandıkları için Ponki’den özür bile dileyememişler. Ponki konuşmasını bitirip şenlik alanından uzaklaşmış ve kendi kozasının içine herkesten önce girmiş. Gecenin sabahında da bütün tırtıllar kozalarının içine girmişler. Günler geçmiş… Kozalakların içinde tırtıllar kelebek olmak için hazırlık yapıyorlarmış. Bir kozalak yırtılmış. Süslü tırtıl Ponki’nin kozasıymış bu. Ponki artık çok güzel bir kelebek olmuş üstelik daha da renklenmiş. Güzelleşmiş ama yaşadıklarını unutamamış. Bir an önce uzaklaşmak istemiş. Kelebek tarlasına varırsa orada bir sürü arkadaş bulabileceğini düşünmüş. Böyle düşünürken yaprakların arasında yaramaz bir kuşun kozaları yediğini görmüş. Ponki çok korkmuş. Bir şeyler yapmazsam biraz sonra bütün arkadaşlarım kuşun midesinde olacak diye düşünmüş. Ağaçların dibinde bir kutu gözüne ilişmiş. Gidip kutunun üstünü okumuş. Okuduğuna göre kutunun içinde kuşu ürkütebilecek bir toz olabilirmiş. Tozu ayaklarının avuçlarına alıp tek tek bütün kozalaklara sürmüş. Böylece kuş kozalakları yemekten vazgeçmiş ama taşıdığı toz Ponki’yi hasta etmiş. Olduğu yerde yığılıp kalmış. Kısa süren baygınlığının ardından uyandığında arkadaşları Ponki’nin başında bekliyormuş. Bir sürü rengarenk kelebek gözlerini kamaştırmış.

Ponki’nin arkadaşları için yapmış olduğu fedakarlığı bir kelebek heyecanla anlatıyormuş. Hepsi Ponki’nin uyanışına çok sevinmiş. Ondan özür dilemişler. Ponki arkadaşlarına kavuştuğu için çok mutlu olmuş. Üstelik aralarındaki renk farkı da problem değilmiş. Hep birlikte kelebekler vadisine uçup, mutlu günler yaşamışlar…